Geçtiğimiz günlerde Commonwealth Lawyers Association'ın yayımladığı bir makale dikkatimi çekti. Singapurlu avukat ve arabulucu Anil Changaroth ile Brunei'li meslektaşı Lenny Rahman'ın kaleme aldığı yazı, iklim uyuşmazlıklarını onarıcı adalet perspektifinden ele alıyordu.
Okuduğumda içimden şunu geçirdim: Bu, yalnızca iklim meselesi değil. Bu, çözümün kendisini yeniden tanımlama meselesi.
Mahkeme Yetmiyor
Changaroth ve Rahman'ın vurguladığı nokta güçlü: İklim uyuşmazlıklarında mahkeme yükümlülüğü netleştirebilir, ama sistematik ve nesiller arası zararı çözemez.
Urgenda ve Shell davaları bunu gösterdi. Mahkeme karar verdi. Peki ilişkiler ne oldu? Uzun vadeli uyum mekanizmaları ne oldu? Zararın gerçek sahipleri, yani topluluklar ve gelecek nesiller bu süreçte nerede durdu?
Sorular, karardan çok daha büyük kalmaya devam etti.
Onarıcı Adalet: Yeni Bir Çerçeve
Yazarların önerdiği yaklaşım, onarıcı adalet ilkelerini iklim çatışmalarına uyarlamak. Üç temel soru üzerine inşa edilmiş:
Ne zarar verildi? Kim etkilendi? Nasıl onarılabilir?
Bu sorular bana yabancı değil. Aslında iyi bir arabuluculuğun da, iyi bir fasilitasyonun da kalbi burası. Fark şu: İklim uyuşmazlıklarında bu soruları bir masa etrafında değil, kıtalar arasında, nesiller boyunca sormak gerekiyor.
Bu ölçek, yöntemin de ölçeklenmesini zorunlu kılıyor.
ESG'nin Getirdiği Yeni Çatışmalar
Makalede beni en çok düşündüren bölüm ESG üzerineydi.
ESG standartları güçlendikçe, yeni bir uyuşmazlık alanı doğuyor: karşılanmayan emisyon taahhütleri, yetersiz açıklamalar, greenwashing iddiaları, adil geçiş süreçlerinin nasıl yönetileceğine dair anlaşmazlıklar.
Bunlar teknik ihlaller değil. Meşruiyet ve güven krizleri.
Ve güven krizlerini mahkeme kararıyla çözmek mümkün değil. Diyalog gerekiyor. Yapılandırılmış, tarafsız, ilişkiyi merkeze alan bir diyalog.
Türkiye Bu Tablonun Neresinde?
Changaroth ve Rahman'ın makalesini okurken Türkiye'yi düşündüm.
İklim kaynaklı uyuşmazlıklar henüz gündemimizin merkezinde değil. Ama kurumsal sürdürülebilirlik raporlaması zorunlu hale geliyor. Yatırımcılar ESG sorgulamaya başladı. Altyapı projelerinde çevresel etki tartışmaları yoğunlaşıyor.
Bu uyuşmazlıklar gelecek. Soru şu: Hazır mıyız?
Changaroth'un işaret ettiği gibi, bu alan yalnızca hukukçuların değil; arabulucuların, fasilitatörlerin ve çok disiplinli ekiplerin de alanı. Çünkü iklim çatışmaları, teknik bir karar değil; sosyal bir mutabakat gerektiriyor.
Çözümün Kendisi Dönüşüyor
Davos 2026'da da aynı mesajı duymuştuk: Güç artık yalnızca otoriteyle değil, anlam kurma becerisiyle ölçülüyor.
İklim uyuşmazlıkları bu dönüşümün en keskin örneği. Çünkü burada haklı olmak yetmiyor. Birlikte bir yol bulmak gerekiyor.
Onarıcı adalet, tam da bu yüzden yalnızca bir yöntem değil; bir yaklaşım biçimi.
Changaroth ve Rahman bu yaklaşımı uluslararası bir platforma taşıdı. Türkiye'nin de bu tartışmaya dahil olma vakti geliyor.
Referans: Anil Changaroth & Lenny Rahman, "Restorative Justice For Climate Conflicts: Rethinking the Future of Appropriate Dispute Resolution", Commonwealth Lawyers Association, Nisan 2026.