Singapur-Laos anlaşması, karbon piyasalarında güvenin yalnızca kredi üretimine değil; doğru ölçüm, çifte sayımın önlenmesi ve etkili uyuşmazlık yönetimine de bağlı olduğunu gösteriyor.
Karbon piyasalarında en zor mesele krediyi üretmek mi, yoksa üretilen bir tonluk azaltımın gerçekten bir ton olarak kalmasını sağlamak mı?
Singapur ile Laos arasında 4 Eylül'de imzalanan Paris Anlaşması'nın 6. Maddesi kapsamındaki anlaşmayı okurken benim için öne çıkan soru bu oldu.
Bu, Singapur'un imzaladığı 12. Uygulama Anlaşması. Bhutan, Şili, Gana, Moğolistan, Paraguay, Papua Yeni Gine, Peru, Ruanda, Tayland, Filipinler ve Vietnam'ın ardından Laos da bu yapıya dahil oldu.
Ancak anlaşmayı ilginç kılan sayıdan çok, sistemin nasıl kurulduğu.
Bir Ton, Gerçekten Bir Ton mu?
Karbon piyasalarının güvenilirliği açısından uzun süredir tartışılan konulardan biri çifte sayım.
Basitçe anlatırsak, Laos'ta gerçekleştirilen bir proje emisyonları bir ton azaltıyor ve bu azaltımdan doğan karbon kredisi Singapur'a transfer ediliyor. Aynı azaltım hem Laos'un hem de Singapur'un iklim hedefinin gerçekleştirilmesinde kullanılırsa, atmosferde bir tonluk azaltım gerçekleşmişken sistem iki tonluk ilerleme kaydetmiş gibi görünebilir.
Paris Anlaşması'nın 6. Maddesi kapsamındaki “karşılıklı düzeltme” mekanizmasının önemi burada ortaya çıkıyor. Uluslararası olarak transfer edilen azaltımın iki ülkenin iklim hedeflerine birden sayılmasını önleyen bir muhasebe sistemi kuruluyor.
Teknik görünebilir. Oysa karbon piyasasına duyulan güvenin temelinde tam olarak bu var: aynı çevresel faydanın iki kez sahiplenilmemesi.
Yüzde 5 ve Yüzde 2 Neden Önemli?
Laos anlaşmasında dikkatimi çeken iki oran daha var.
Yetkilendirilen karbon kredilerinden elde edilen gelirin yüzde 5'i Laos'un iklim uyum çalışmalarına ayrılacak. Ayrıca ilk ihraçta kredilerin yüzde 2'si iptal edilecek ve başka bir amaçla kullanılamayacak.
Rakamlar ilk bakışta küçük.
Fakat bu düzenlemeler karbon piyasasının yalnızca “kim ne kadar kredi alacak?” sorusuyla kurulmadığını gösteriyor. Emisyon azaltımının güvenilirliği, ev sahibi ülkenin uyum kapasitesi ve küresel emisyonlarda net bir azalma sağlanması aynı yapının içine yerleştiriliyor.
Singapur Neden 12 Ayrı Anlaşma Yapıyor?
Bence haberin üzerinde durulması gereken taraflarından biri de bu.
Singapur tek bir ülkeden karbon kredisi almak yerine Asya, Afrika ve Latin Amerika'ya yayılan ikili anlaşmalar üzerinden bir sistem kuruyor.
Bu sistemde ülkeler arasında hukuken bağlayıcı çerçeveler oluşturuluyor; projelerin hangi kriterlerle yetkilendirileceği, kredilerin nasıl izleneceği ve transferlerin nasıl muhasebeleştirileceği belirleniyor.
Başka bir ifadeyle, piyasa geliştikçe onun yönetişim altyapısı da kuruluyor.
Bu ayrım önemli. Çünkü karbon kredilerinin değeri yalnızca emisyon azaltımının gerçekleşmesine bağlı değil. O azaltımın ölçülebilmesi, doğrulanabilmesi, izlenebilmesi ve başka bir yerde yeniden kullanılmadığının gösterilebilmesi gerekiyor.
Peki Sistem İşlemediğinde Ne Olacak?
Benim uyuşmazlık çözümü açısından ilgimi çeken nokta burada başlıyor.
Bu anlaşmalar uygulamaya geçtikçe çok sayıda ilişkinin aynı anda yönetilmesi gerekecek: devletler, proje geliştiricileri, doğrulama kuruluşları, yatırımcılar, kredi alıcıları ve farklı ulusal otoriteler.
Ve doğal olarak sorular çıkacak.
Bir proje üzerinde sonradan uygunluk tartışması doğarsa ne olacak? Hesaplanan emisyon azaltımına taraflar itiraz ederse hangi veri esas alınacak? Bir kredi yanlış yetkilendirilirse veya başka bir amaçla kullanıldığı ortaya çıkarsa sorumluluk kime ait olacak? Düzenlemeler değiştiğinde mevcut projeler nasıl etkilenecek?
Bunlar teorik sorular değil. Karbon piyasası büyüdükçe ekonomik değeri olan yeni haklar, yükümlülükler ve uzun vadeli ilişkiler de oluşuyor.
Bu nedenle karbon piyasalarının yönetişim tasarımında eksik bırakılmaması gerektiğini düşündüğüm bir alan var: uyuşmazlık yönetimi.
Bir anlaşmaya uyuşmazlık çıktıktan sonra başvurulacak bir tahkim hükmü koymak elbette mümkün. Fakat bu kadar teknik, sürekli veri üreten ve koşulları değişebilen bir sistemde yalnızca nihai uyuşmazlığın nasıl karara bağlanacağını düşünmek yeterli olmayabilir.
Veri farklılıklarının nasıl ele alınacağı, teknik görüş ayrılıklarında hangi uzmanların devreye gireceği, tarafların ne zaman müzakereye döneceği, hangi konuların kolaylaştırıcılık veya arabuluculuk yoluyla ele alınabileceği ve hangi aşamada bağlayıcı bir karara ihtiyaç duyulacağı daha sistem kurulurken belirlenebilir.
Böyle bakınca Singapur-Laos anlaşmasından benim çıkardığım sonuç karbon piyasalarının çok ötesine geçiyor:
Güvenilir bir piyasa kurmak istiyorsak, kuralların nasıl işleyeceğini belirlemek kadar, işlemediği anda ne yapacağımızı da baştan tasarlamak gerekiyor.
Paris Anlaşması'nın 6. Maddesi altında gelişen yeni karbon piyasasının gerçek sınavlarından biri de sanırım burada başlayacak.