Birleşmiş Milletler’in son Küresel Risk Raporu, bize hem bir uyarı hem de bir yol haritası sunuyor. 136 ülkede yapılan kapsamlı risk algısı anketine dayanan rapor, günümüzün en temel gerçeğini açıkça ortaya koyuyor: Riskleri tanımlamakta çoğu zaman iyiyiz, ancak onları büyük krizlere dönüşmeden önce etkisiz hale getirmekte çok daha zayıfız.
Bilinenin Yönetilemez Hale Gelmesi
Raporun en çarpıcı bulgusu, farkındalık ile hazırlıklılık arasındaki boşluk — BM’nin tanımıyla Küresel Kırılganlıklar. Bunlar, çok iyi bildiğimiz ama yeterince hazırlanmadığımız riskler. Yanlış bilgi ve dezenformasyon, bunun en çarpıcı örneği. Katılımcıların %80’inden fazlası bu tehdidi halihazırda yaşadığımızı söylüyor. Kriz yönetimini zayıflatıyor, jeopolitik gerilimleri derinleştiriyor ve kurumlara olan güveni aşındırıyor.
Benzer bir tablo diğer alanlarda da var: Artan eşitsizlikler, iklim eylemsizliği ve çevresel bozulma, risk listesinin zirvesinde. Ancak sistematik ve kolektif çözümler hâlâ geriden geliyor. Asıl tehlike, bu risklerin tek başına değil, birbirini tetikleyerek çok katmanlı krizlere dönüşmesi.
Görmezden Geldiğimiz Kör Noktalar
İklim değişikliği, kirlilik ve eşitsizlik gündemin ön sıralarında olsa da rapor, farkında olduğumuz ancak çoğunlukla göz ardı ettiğimiz “düşük görünürlüklü” risklere dikkat çekiyor: Uzay tabanlı olaylar, siber güvenlik çöküşleri ve yeni pandemi dalgaları. Bugün top 10 listelerinde yer almıyorlar ama etkileri, fark edildiğinde çoktan yönetilemez boyutlara ulaşmış olabilir.
Ortak Eylem Olmadan Olmaz
Katılımcılar, risklerle mücadelede en etkili yöntemin hükümetler arası iş birliği olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Tek taraflı ulusal tepkiler bazı risklerde işe yarasa da, kalıcı çözümler ancak çok taraflı koordinasyon ve bilgi paylaşımı ile mümkün. Raporun geleceğe dair dört senaryosu da bu noktayı pekiştiriyor: Parçalanmış, güvensiz bir dünya ya da daha güvenli, adil ve dayanıklı bir dünya arasındaki fark, bugünden atılacak adımlarda saklı.
Reaktif Değil, Proaktif Bir Dönem
BM’nin çağrısı net: Krizlere yalnızca tepki veren değil, riskleri önden azaltan sistemler kurmalıyız. Bu yalnızca hükümetlerin değil; özel sektörün, sivil toplumun ve bireylerin de dahil olduğu bir dönüşüm süreci. Yanlış bilgi ile mücadele, iklim eylemi, eşitsizliklerin azaltılması, siber güvenlik kapasitesinin güçlendirilmesi — bunların her biri, ortak irade ve uzun vadeli vizyon gerektiriyor.
Aksi halde, parçalanmış bir dünyanın bedeli gelecek nesillerin omuzlarına ağır bir yük olarak kalacak.










