Bir Sayfa Seçin

Amaçlar İçin Ortaklıklar mı, Devletler İçin Yalnızlık mı?

Küresel yönetişim artık sadece devletlerin değil, çok aktörlü yapıların ortak çabasıyla şekilleniyor. İklim, göç, dijital dönüşüm ve adalet gibi alanlarda etkili sonuçlara ulaşmak için yalnızca teknik çözümler değil, sağlam ilişkiler ve sürdürülebilir ortaklıklar gerekiyor.

Bu nedenle, Birleşmiş Milletler’in 17. Sürdürülebilir Kalkınma Amacı olan “Amaçlar İçin Ortaklıklar” çağrısı, giderek daha hayati hale geliyor. Tam da böyle bir dönemde, ABD’nin 66 uluslararası kuruluştan çekildiğini açıklaması, sadece siyasi bir karar değil. Aynı zamanda ortaklık zeminini ve güvene dayalı ilişki ağlarını zorlayan yeni bir dönemin habercisi.

Bugün önemli bir soru karşımızda duruyor:

Ortaklıklar çözülürken, iş birliği kültürü nasıl ayakta kalacak?

8 Ocak 2026’da Beyaz Saray tarafından duyurulan kararnameyle, ABD yönetimi 31’i Birleşmiş Milletler’e bağlı olmak üzere toplam 66 uluslararası kuruluştan çekildiğini açıkladı. Kararın gerekçesi, bu yapıların “artık Amerikan çıkarlarına hizmet etmediği” ifadesiyle özetlendi.

Trump yönetiminin kararı, aslında tekil bir hamle değil, daha geniş ve sistematik bir geri çekilme dalgasının son halkası. İkinci başkanlık döneminin ilk yılında Paris İklim Anlaşması’ndan UNESCO’ya, BM İnsan Hakları Konseyi’nden Dünya Sağlık Örgütü’ne kadar birçok kritik yapıyla ilişkiler askıya alındı ya da tamamen kesildi. Şimdi ise, 66 uluslararası kuruluştan birden çekilme kararı, bu yaklaşımın kapsamını daha da genişletiyor.

Bu adım, yalnızca diplomatik bir pozisyon değişikliği olarak görülmemeli. Birleşmiş Milletler’in 17. Sürdürülebilir Kalkınma Amacı olan “Amaçlar İçin Ortaklıklar” hedefiyle doğrudan çelişen bu karar, uluslararası iş birliğinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Çünkü çekilme listesinde yer alan kuruluşlar, yalnızca sembolik yapılar değil; iklim krizi, göç, kalkınma, deniz güvenliği ve toplumsal eşitsizlikler gibi küresel meselelerde somut çözüm üreten ve çok aktörlü diyaloğu mümkün kılan yapılar.

Bu bağlamda, yaşananları yalnızca ABD’nin dış politikası üzerinden değil, küresel iş birliği ekosisteminin geleceği açısından değerlendirmek gerekiyor. Zira burada söz konusu olan, sadece ABD’nin ne yaptığı değil; dünya genelinde iş birliği kültürünün nasıl yeniden tanımlandığıdır.

Bu adım, artık sadece bir “çekilme” değil; iş birliği fikrinin temel yapı taşlarını hedef alan yeni bir paradigmanın ifadesi. Bu yeni paradigma, devlet merkezli dış politika anlayışını aşarak uluslararası hukuk, sistemler arası arabuluculuk ve çok taraflı diyalog alanlarında ortaya çıkacak boşlukların, hangi kolektif çözüm aklı ve pratikleriyle doldurulacağını şekillendirecek bir eşik yaratıyor.

Küresel İş birliği Açısından Ortaya Çıkan Riskler

ABD’nin bu kararı, tek başına bir dış politika tercihi olarak ele alınamaz. Uluslararası kuruluşlardan çekilme, küresel sorunların yönetiminde ortak sorumluluk anlayışının zayıflamasına işaret ediyor. İklim krizi, zorunlu göç, salgınlar ve dijital dönüşüm gibi alanlarda etkili sonuçlar üretebilmek, devletlerin tek başına hareket edebileceği bir zemini çoktan aşmış durumda.

Bu tür geri çekilmeler, çok taraflı yapıların yalnızca finansal kapasitesini değil, aynı zamanda güven üretme işlevini de aşındırıyor. Ortak masaların dağılması, sorunların çözülmesini hızlandırmıyor. Aksine, belirsizliği artırıyor, koordinasyonu zayıflatıyor ve aktörler arasındaki mesafeyi büyütüyor.

Küresel iş birliği mekanizmalarının zayıflaması, özellikle kırılgan alanlarda zincirleme etkiler yaratıyor. Kurumsal diyalog kanalları daraldıkça, krizler daha erken sertleşiyor ve taraflar arasında yapıcı iletişim kurmak zorlaşıyor. Bu da yalnızca devletleri değil, uluslararası kuruluşları, özel sektörü ve sivil toplumu da doğrudan etkileyen bir risk alanı oluşturuyor.

Bugün asıl mesele, hangi ülkelerin masadan kalktığı değil. Masanın kendisinin nasıl korunacağı ve ortak sorunlar karşısında birlikte düşünme kapasitesinin nasıl ayakta tutulacağıdır.

Bundan Sonra Neler Olabilir?

ABD’nin geri çekilme kararı, uluslararası düzlemde sadece geçmişe dönük değil, geleceğe dair bazı eğilimleri de işaret ediyor. Çok taraflı yapılar zayıflarken, devletlerin bireysel ajandaları daha belirleyici hale geliyor. Bu da yalnızca kurumsal düzeyde değil, mesleki pratiklerde de yeni bir uyum ihtiyacını beraberinde getiriyor.

Önümüzdeki dönemde üç temel gelişme alanı öne çıkabilir:

1. Yeni İttifak Arayışları:

ABD’nin bıraktığı boşluk, başka aktörler tarafından doldurulmaya çalışılacak. Çin, AB ve bölgesel ittifaklar, bu yapılar içinde daha görünür ve yönlendirici roller üstlenebilir.

2. Kurumsal Kapasite Testi:

Birçok uluslararası kuruluş, siyasi desteğin azalmasıyla birlikte hem meşruiyet hem de fon kaynakları açısından sınanacak. Bu da yeni ortaklık modellerini zorunlu kılabilir.

3. Hukuk ve Arabuluculukta Yeni Roller:

Devletler arası çekilme kararları, arabuluculuk, önleyici hukuk ve çok aktörlü yönetişim araçlarının daha fazla öne çıkmasına neden olabilir. Özellikle taraflar arası güven inşası, devlet dışı aktörlerin de dahil olduğu daha esnek mekanizmalarla yürütülecek.

Bu yeni dönemde, yalnızca diplomasi değil; hukuk profesyonelleri, arabulucular ve yönetişim uzmanları da çok taraflı süreçlerin korunmasında daha aktif sorumluluklar üstlenecek. Kimin masada kaldığı kadar, o masanın nasıl yeniden kurulacağı da artık daha stratejik bir konu.

Önceki İçerikler

Davos 2026 Ne Anlatıyor?

Davos 2026 Ne Anlatıyor?

Hukuk, Liderlik ve Diyalog Üzerine Küresel Dersler Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 zirvesi, “Diyalog Ruhu” başlığıyla yalnızca politikaları değil, karar alma kültürünü, toplumsal yönetişimi ve kurumsal dayanışmayı da yeniden düşünmeye davet etti. Bu çağrı, sadece...

Erken Aşamada Görünmeyeni Görmek Ne Kazandırır?

Erken Aşamada Görünmeyeni Görmek Ne Kazandırır?

Ön değerlendirme, çoğu zaman girişimcilerin “henüz çok erken” diyerek ertelediği bir adımdır. Oysa tam da bu evrede yapılan bir değerlendirme, sonraki aşamalarda karşılaşılabilecek karmaşık hukuki ve ticari sorunların önüne geçer. Ortaklık yapıları, sözleşme...

Çinli Yatırımcılarla Kültürlerarası Arabuluculuk Neden Gerekli?

Çinli Yatırımcılarla Kültürlerarası Arabuluculuk Neden Gerekli?

Küresel sermaye yalnızca sınırları aşmakla kalmıyor; birlikte çalışılan ülkelerin iş kültürlerini, ilişki biçimlerini ve karar alma yaklaşımlarını da masaya getiriyor. Çin gibi güçlü ve özgün bir yatırım ekolüne sahip aktörlerle yürütülen iş birlikleri ise, bu...

Felaket Riskleri ve Çözüm Üretmeyen Devler

Felaket Riskleri ve Çözüm Üretmeyen Devler

Yapay zekânın teknik kapasitesi büyürken, yönetişim kapasitesi aynı hızla gelişmiyor. Future of Life Institute’un (FLI) yayımladığı 2025 Kış Yapay Zekâ Güvenlik Endeksi, kamuoyunda nadiren bu açıklıkta dile getirilen bir gerçeği gözler önüne seriyor: Sekiz büyük yapay...

COP30 Notlarım

COP30 Notlarım

İklim müzakereleri artık yalnızca bilimsel hedefler, karbon oranları ya da finansal taahhütler üzerinden yürüyen teknik süreçler değil. Belém’de gerçekleşen COP30, bu gerçeği belki de en açık haliyle yüzümüze çarptı. Çünkü artık iklim diplomasisi, bir iklim...

Sürdürülebilirliğin Vicdanı: Etik

Sürdürülebilirliğin Vicdanı: Etik

2025 yılı, sürdürülebilirlik dünyasında yeni bir dönüm noktası olarak kayda geçiyor. Kurumların yalnızca çevresel hedeflere ulaşmakla değil, bu hedeflere hangi değerlerle ulaştıklarıyla da değerlendirildiği bir çağdayız. Artık sürdürülebilirlik, etik temellere...

Parçaları Birleştirmek, Bütünü Anlamak

Parçaları Birleştirmek, Bütünü Anlamak

Dünya hızla katmanlanıyor. Girişimcilik, yatırım, sürdürülebilirlik, iklim ve tedarik zinciri kuralları artık ayrı başlıklar değil; birbirine geçen dişliler. Her dişlinin hızı, diğerinin yönünü değiştiriyor. Bu süreçte kendimi en yakın hissettiğim ve kullandığım unvan...

2025’te Uyuşmazlık Riskleri: Gözümüzün Önünde Değişen Harita

2025’te Uyuşmazlık Riskleri: Gözümüzün Önünde Değişen Harita

2025’in ilk sekiz ayını geride bırakırken, iş dünyasının uyuşmazlık risk haritası belki de hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor. Jeopolitik gerilimler, teknolojik dönüşümün hızlanması, regülasyonlardaki dalgalanmalar ve değişen toplumsal beklentiler… Bunların her biri,...

Kırılgan Bir Dünyada Güçlü Kalmak: BM’nin 2024 Risk Haritası

Kırılgan Bir Dünyada Güçlü Kalmak: BM’nin 2024 Risk Haritası

Birleşmiş Milletler’in son Küresel Risk Raporu, bize hem bir uyarı hem de bir yol haritası sunuyor. 136 ülkede yapılan kapsamlı risk algısı anketine dayanan rapor, günümüzün en temel gerçeğini açıkça ortaya koyuyor: Riskleri tanımlamakta çoğu zaman iyiyiz, ancak...

Sosyal Etki: Geleceği Şekillendiren Liderlik

Sosyal Etki: Geleceği Şekillendiren Liderlik

Bugün iş dünyasında, siyasette ve toplumun her alanında başarı artık yalnızca finansal kazanç ya da kısa vadeli hedeflerle ölçülmüyor. Gerçek başarı, bırakılan etkiyle tanımlanıyor. Peki, etkili bir lider ya da şirket gerçekten neyi değiştirebiliyor? Sosyal etki tam...

Beni Takip Edin

@FerdaCanozerPaksoy