BM bu ay önemli bir rapor yayımladı. GSYİH'nin ötesine geçmek için ilk küresel yol haritası. 31 göstergeden oluşan bir panel. Refah, eşitlik, kurumsal güven, barış.
Raporun en güçlü cümlesi şu: 'Neyi ölçtüğümüz, neye değer verdiğimizi belirler.'
Bu cümleyi okuduğumda arabuluculuğu düşündüm. Hemen.
Arabuluculukta Neyi Ölçüyoruz?
Türkiye'de arabuluculuk istatistikleri güçlü görünüyor. Anlaşma oranları yüzde elli dörde ulaştı. Dosya sayıları artıyor. Mahkeme yükü azalıyor.
Bunlar önemli. Ama eksik.
Şunu ölçmüyoruz: Taraflar süreci nasıl deneyimledi? Masadan kalkarken kendilerini duyulmuş hissettiler mi? Anlaşma altı ay sonra hâlâ ayakta mı? Aralarındaki ilişki nereye gitti?
Ve en önemlisi: o masada üretilen güven, kurumsal güvene ne kadar katkı sağladı?
Büyümek ile İlerlemenin Farkı
BM raporunun temel tezi şu: Ekonomi büyüyebilir ama insanlar kendini geride bırakılmış hissedebilir. GSYİH artarken güvenlik bozulabilir, çevre kötüleşebilir, toplumsal bağlar çözülebilir.
Arabuluculukta da benzer bir risk var.
Dosya sayıları artabilir ama taraflar süreci bir formalite olarak deneyimliyor olabilir. Anlaşmalar imzalanabilir ama hiçbir şey gerçek anlamda çözülmüyor olabilir. İstatistikler iyi görünebilir ama kültürel benimseme hiç gelmeyebilir.
Yunanistan bunun en net örneği. Mevzuat güçlü, kullanım düşük. Sistem kuruldu, kültür gelmedi.
Ölçüm Bir Değer Seçimidir
Yıllardır masalarda şunu gözlemliyorum: bir uyuşmazlığın anlaşmayla bitmesi ile gerçekten çözülmesi arasında derin bir fark var.
Anlaşma bir imzadır. Çözüm ise tarafların o masadan farklı bir şey taşımasıdır. Belki anlayış. Belki güven. Belki ilişkiyi sürdürme iradesi.
Bu ikinci şeyi ölçmüyoruz. Çünkü ölçmesi zor. Ama ölçmediğimiz için ona yeterince değer vermiyoruz.
BM raporu bu sorunu küresel ölçekte tanımlıyor. GSYİH kolay ölçülür. Ama refah, güven ve sürdürülebilirlik zor ölçülür. Zor diye ölçmemeyi seçtiğimizde, onları görmezden gelmiş oluyoruz.
Ne Değişmeli?
Arabuluculuk alanında neyi ölçtüğümüzü yeniden düşünmek gerekiyor.
Anlaşma oranlarının yanına taraf memnuniyetini eklemeliyiz. Dosya sayılarının yanına anlaşmaların sürdürülebilirliğini. Hız metriklerinin yanına ilişkinin nereye gittiğini.
Bu hem sektörün olgunlaşması için gerekli hem de politika yapıcılara ADR'nin gerçek değerini göstermek için.
Neyi ölçtüğümüz, neye değer verdiğimizi belirler. Arabuluculukta da bu böyle.